Beyaz Atlı Prenslerin Sonuncusu
Aydilge Sarp
Dilge'nin sikintilari, ilaci kullanmaya basladikta sonra daha da artti.
Psikiyatrist, “demek ki bu ilaç sana dokunuyor” diyerek baska bir ilaç verdi. Bir de bunu denemesini söyledi.
Ama yeni ilaç da Dilge'ye iyi gelmedi. Psikiyatriste bir seylerin yanlis gittigini anlatmaya çalisiyordu ama çabalari bosa çikiyordu.
“Bakin, ben parfüm satin almiyorum. Dogru parfümü bulmak için bir çogunu denersiniz. Parfüm deriden uçar gider ama ilaçlar beynimden öyle uçup gitmiyorlar. Her ilaç, duygularimda, aklimda, mantigimda hasarlar birakiyor. Ben deney tahtasi degilim,  ilaçlarinizi kobaymisim gibi üstümde deneyemezsiniz. Ben bir insanim, insanim ben anliyor musunuz? Insanim ben...”
“Ne yazik ki, ilaçlar herkeste ayni etkiyi yaratmiyor. O yüzden, dogru ilaci bulana kadar biraz sikinti çekiyoruz," demisti doktor.
“Sikinti mi çekiyoruz? Sikintiyi biz çekmiyoruz, ben çekiyorum, yalnizca ben... Insanlar, tamir edilmeyi bekleyen  mekanik varliklar degildirler. Kimse ayni degildir ki ilaçlar herkeste ayni etkiyi yaratsin . Bizler makine degiliz. Bizler insaniz, anliyor musunuz? Bizler insaniz, insaniz biz...”
Zavalli Dilge, gözümün önünde eriyip gidiyordu. Askini yaninda istiyor, onu deliler gibi seviyordu. Ama etrafinda aski yerine psikiatristler uçusuyordu. Beyaz atli prenslerin sonuncusu, onu görmeye gelmiyordu artik çünkü Dilge, onun bir hayal olduguna inanmaya çalisiyor; onu sürekli kendinden uzaklastiriyordu:
“Bu bir yok olus. Yok olusumun ilk günlerini yasiyorum sevgili günlügüm. Mavimsi uçurumlar gördün mü sen hiç? Ayak izlerim, mavimsi uçurumlar üzerinde yürüyor. Sanki ayaklarim ve ben, turuncu ve siyahin kavagasinin üzerinden yürüyüp geçiyoruz. Aciyi tasiyamiyor izlerim, ezilmenin sizisiyla ve hep beraber agliyoruz yalnizlik yolunda. Korkudan titreyerek yan yana yürüyoruz, korkunç bir karanliga dogru...”
“Dün gece bir kabus gördüm. Cehenneme bir yolculuk yapiyormusum. Sirtimda gitarim ve düslerimin agirligi varmis. Onlari gerçeklestirememenin suçlulugu, eline bir kamçi almis, beni kendime düsman ede ede vuruyormus bana. Sonra, asiler basiyormus hayallerimi. Gerçeklerim zaten düslerime kizgin, düslerim dünyaya dargin; benim en yakinlarim sevgili uzakliklarim... Sonra kabus bitiyor, uyaniyorum. Önümde yepyeni bir kabus basliyor ve bundan uyanabilecegimi hiç sanmiyorum.”
Günler geçiyor, Dilge bir psikiyatristten digerine dolasip duruyordu. Bir tanesinin verdigi ilaç, vücudunun su toplamasina neden olunca bütün vücudu sisti. Damarlari mosmor kesilmis bir sekilde, derisinden disari firliyordu. Ve sonra baska ilaçlar, baska sikintilar...
Depresyon geçirici oldugu söylenen birçok ilacin yan etkilerinden biri de sikinti vermekmis meger. Zavalli kiz..., zavalli denek... Sikintilari sürekli artiyordu. Bazi psikiyatristler vakit doldurmak, bazilari da bir seyler söylemis olmak için agir agir ve kisik sesleriyle bos sözler geveleyerek Dilge'nin uykusunu getiriyorlardi. Bazilari da, o konustukça karsisinda uyuyorlardi. Digerleri ise, derste devamli kaç dakika kaldigini hesaplayan, zile bes kala saniyeleri sayan sikilmis ögrenciler gibiydiler. Çaktirmamaya çalisarak duvarda “Tik Tik” diye sinir bozucu sesler çikaran saatin saniyelerini sayardilar. Bir tanesi de, terapinin ortasinda telefon edip kendine Iskender Kebap söyletmisti. Dilge, buna sinirlenince de, onun da bir insan oldugunu ve herkes gibi karninin acikabilecegini savunmustu. Ama hepsinin ortak bir yani vardi; söylemeyi en sevdikleri cümle ayniydi:
“Zamanimiz doldu, ücreti sekretere ödeyiniz.”
“Insan artigi zavalli çürük ruh” muamelesiyle sikça karsilasiyordu Dilge. Ama artik tepki gösterecek, karsi çikacak hali kalmamisti. Uyusturucu ilaçlar onu edilgen kiliyor, benligi üzerindeki tüm haklarini elinden aliyorlardi. Beyaz atli prensi unutup, gerçek dünyada yasamasi gerektigine inandirmaya basliyorlardi onu.
Son gittigi psikiyatrist,  Dilge'nin çabuk iyilesememesini, sik doktor degistirmesine bagladi. Yapmacik bir sekilde, güya rahat bir ortam havasi vermeye çalisilarak dösenmis iç karartici odalardan bir baskasinda söylemisti bunu Dilge'ye. Garip resimlerle, ünlü filozoflarin duvarlara yapistirilmis agir laflariyla, kuru çiçekler ve kuru ruhlarla kapli muayinehanesinin uyusuk odasinda...
Ilk görüsmenin sonunda, doktor Dilge'nin sanri gördügüne karar verdi. Bu kararinin yaninda bir sürü uyusturucu ilaç da verdi.
Artik Dilge, çogu zaman uyuyor, ne bir düs ne de gerçeklik aleminde yasiyordu. Yani basinda onu bekliyordum. Belki bir seyler yazmak ister diye, ama yazmadi; uyudu, hep uyudu. Belli ki artik sikintilari kalmamisti, ama artik duygu ve düsünceleri de kalmamisti. Bir ara kendine gelir gibi oldu:
“Sikintin var mi kizim?" diye üstüne titreyerek sordu annesi. Dilge, zorlukla sunlari fisildadi annesine:
“Böyle insanliktan çikmis, uyusmus bir haldeyken sikintimin olmamasi önemli degil. Ben yasarken sikintisiz olmak istiyorum, yasarken, anliyor musun anne? Yasarken, ben yasarken...”
Sonra onu bir hastaneye kapattilar. Ailesini görmesini de yasakladilar. Bir tek ben vardim yaninda ve o da bir tek benimle dertlesebiliyordu. Her zaman oldugu gibi, bir tek benimle...
Bir gün sayfalarima, annesine seslendigi bir mektup yazdi:
“Sanirim burasi cehennem dedikleri yer. Sen burayi bilmezsin anne. Ben de bilmezdim.
Anne, bana niye yalan söyledin? Hani cehenneme kötüler giderdi? Peki ya ben, niye buradayim? Ben iyiyim anne, iyiyim öyle degil mi?
Durumum kötü anne. Burasi kapkaranlik, vücudun ise mosmor. Zebaniler dövüyor sanki beni. Tir tir titriyorum. Cehennemde, sandigin gibi yanginlar yok. Beni içimden yakiyorlar. Içim yaniyor anne; atesten degil, acidan. Donmak da yakiyor insani anne. Burada hepimiz, zindanlara kapatilmis mahkumlar gibiyiz. Bazen öteki mahkumlarin çigliklarini duyuyorum. Kapatmak istemiyorum kulaklarimi. Yoksa yalnizca kendi çigliklarimla bas basa kalirim. Biz burada çigliklarimizi paylasiyoruz, anne.”
Aradan üç ay geçmisti. Hala hastanede kaliyordu. Ellerinde sihirli deynek olmadigini söylüyordu doktor.
“Artik, beyaz atli prensi görmüyorsun degil mi Dilge?”
“Görmüyorum.”
“Biliyorum musun Dilge, gittikçe iyilesiyorsun. Bana ilk geldigin günleri hatirliyor musun? Beyaz atli prensle ilgili gördügün hayalleri gerçek saniyor, hatta onunla bir yerlere kaçmayi bile düsünüyordun.”
“Evet, ama artik düsünmüyorum.”
“Aferin sana. Yarin sabah, yine ugrayacagim. Simdi baska hastalari da ziyaret etmem gerek.”
“Çünkü, siz onu öldürdünüz.”
“Efendim?”
“Prensimi öldürdünüz, çünkü hayallerim ilaçlariniz sayesinde çürüdüler. Ben de artik sizler gibi gerçekligin içinde hapsoldum. Kendinizle gurur duyabilirsiniz.”
Doktor, bir süre oldugu yerde, öylece kalakaldi. Sonra yan odadaki hastanin çigliklariyla kendine geldi. Kosarak odadan çikti.
Dilge, saatlerdir gözlerini cama dikmis bakiyordu. Yüzü ceset gibi donmustu. Gerçeklige arada bir ugrayan bir düs kahramani gibi, gidip gidip geliyordu düsünceleri. Öylesine var ve öylesine yoktu ki, gerçek mi hayal mi bazen kestiremiyordum.
Ama biliyordum, o artik eskisi gibi degildi. Prens yoktu artik ve Dilge de bir ölüden farksizdi. Gözlerine, gitmek bilmez bulutlar çökmüstü. Günlerdir, agzindan tek kelime çikmiyordu. Sonra birden, aniden, hiç beklemedigim bir anda konusmaya basladi; son sözlerini söyleyen bir idam mahkumu gibi...Sesi duyulmuyordu, yüregini dinledim:
“Gece uçuslarinda sayiklamalarda soyundum. Gözbebeklerimde melegimin ölüm izleri... Izleri takip eden baska bir sessizligim  ben; pembe rüzgarla beraber uçuracagim kendimi.”
Dilge, iyi misin? Dilge'cigim, beni duyuyor musun?
“Gökkusagi korkuyor renklerini kaybetmekten. Maviyi yitirmenin hüznü tüm renkleri sarmis, birakmiyor... Günes, uçuruma çarpip gözlerime batti, aciyi dogurdu. Bu küçük bebek cehennemde, bana yoldas oldu.”
Dilge, benim! Günlügün, sevgili günlügün, duyuyor musun?
“Kutsal ruh uçusa geçti. Suçlu artik idam edilecek. Ipler çekilirken benim kemiklerim eriyecek. Bütün yaptiklari ise sadece seyretmek, etim üstünde ruhsuzca dans etmek.”
“Çirkinlikler içinde saatlerdir ölüyorum. Kanimi yoldan geçerken gördünüz, degil mi? Titreyen bacaklarim yuvarlaniyor; agliyorlar görmek için melegimi.Ben,seytanin gürültüsünde ölümden kaçiyorum. Alsin götürsün beni melek sesizligine. Uçurumlar bittiginde yanindayim.”
Dilge...?
“Ates sessizlikle sarki içiyor. Gözlerime ates eden agri, içki söylüyor. Duyduklarima inanirdim belki dudaklarim konussaydi ama bu korku ve karmasa, gökyüzünü otoyola atti, arabalar bana çarpti; gök insanlara parçalandi, yüzü beni andirdi...”
“Susuzluklar sessizlikle savasirken, göz kapaklarim kirpiklerini öpecek. Eger gelirsen, gök pembe, günes mavi, gök sana küsmesin, birakma burada beni. Ölümüm! Ben dogdugumda seninle öldüm, seni bana gömdüm.”
Yüregi sustu. Sonra, birden yüzünde günes açiverdi, bulutlar dagildi, ölüm çekip gitti. Beyaz atli prenslerin sonuncusu; gökyüzünde bir bulutun üzerinden ona gülümsüyordu. Prens, yildizlardan birini eline alip ufaladi ve piriltili yildiz tanecikleriye göge, “Seni seviyorum, benimle gelirmisin?” yazdi.
Dilge, yatagindan firlayip pencereye kostu. Mutluluk, isik halinde bütün bedenini sarmisti. Isil isil yaniyordu Dilge. O sirada hemsireler gördüler onu:
“Aman tanrim, dur; sakin, sakin... Doktor bey, yetisin.”
Dilge, pencereden beyaz atli prensinin koolarina atti kendini. Ve ben, mutlulugun en son noktasini, o anda yüregime koydum. Gözlerim olsaydi, aglayacaktim. Belki de aglamistim bile. Anliyor musunuz, aglamistim ben...
 Next PictureDiger Öyküler:
Alternatif Site
Alternatif Site

Ana Sayfa I  Alternatif Site I  Rüya Tabirleri I  Yıllık Falınız I  Astroloji ve Burçlar I  Aşk Ölçer I  İsminizin Anlamı
Hangi Ayda Doğdunuz? I  Burçlara Göre Güzellik I  Büyüler ve Büyücülük I  Gizemli Site I  Tarot Fal Sitesi
Kadınlar ve Erkekler I  Burcunuz ve Siz I  Yükselen Burçlar I  Aloha Sinema I  Film Arşivi I  Deprem Sitesi
İsminizin İlk Harfine Göre Aşk Hayatınız I  Deja Vu I  Terabithia Köprüsü I  Karayip Korsanları I  Transformers

Bu sitenin dizayn ve içerikleri Zebra Publications tarafından gerçekleştirildi. 2007
Mail Us